Türkiye’m, senin toprağında yeşeren çınar,
Köklerin derinlere, tarih boyu yollar arar.
Her bir köşen cennet bahçesi, her bir yanın şehir,
Her taşında bir destan yatar, her adımda bir şiir.
Anadolu’sun, doğudan batıya uzanan köprü,
Medeniyetler beşiği, asırlık bir öykü.
Dağların mağrur duruşu, nehirlerin coşkusu,
Efes’ten Kars’a, Trabzon’dan Antalya’ya hoş seda.
İstanbul’sun, boğazın maviyle yeşilin dansı,
Ayasofya, Topkapı, minarelerin ahengi.
Bir yanda tarih fısıldar Kız Kulesi’nde sessizce,
Bir yanda modern dünya ayak uydurur hızlıca.
Ege’sin, mavinin bin bir tonuna ev sahipliği yaparsın,
Bodrum’un koylarında gizlenir yaz, güneşle yarışırsın.
Balıkların oynaştığı sular, zeytin ağaçlarının yoldaşı,
Her manzara bir ressamın tuvalinde can bulur, aşkla baş başa.
Akdeniz’sin, turunç kokuları sarmış dört bir yanı,
Tarihin her köşesine serpiştirilmiş zamanın sani.
Antik kentler, yalnız kayalar, sıcak kumlar ve serin dalga,
Olympos’tan Aspendos’a, tarih boyunca uzanan bir alay.
Karadeniz’in yeşiline, kayın ormanlarına sığınırsın,
Ordu’nun fındıkları, Rize’nin çaylarına bürünürsün.
Karlı dağların arkasından gülümser yüzün,
Horonla, tulumla döner geceleri düşün.
İç Anadolu, step rüzgarlarında eserken,
Ankara’nın koşuşturmacasında, Konya’nın tasavvufunda dine,
Meke’den Tuz Gölü’ne kadar uzanır espri,
Göbeklitepe’den Çatalhöyük’e, zamanı aşan sessiz çığlığı.
Türkiye’m, seninle her gün yeni bir güne merhaba,
Her köşen ayrı bir hikaye, her şehrin ayrı bir saha.
Gelenekle, gelecekle iç içe, yürürken yolunda,
Sonsuz aşkımızla bağlıyız sana, can Türkiye’m, sıla.