Leyla’nın gözleri yıldızlar kadar parlak,
Her bakışı bir şairin kalemini sarhoş eder asıl.
Güzelliği yüzyıllar boyu dillere destan,
Gönlünce sevdalara yelken açar nazlı bir çocuk misali.
Sesindeki hüzün, yalnız gecelerin vuslatı,
Sözlerindeki naiflik, bahar sabahının ferahlığı.
Leyla, aşkın en saf hali, sevdaların ta kendisi,
Adı geçer geçmez sızlar, âşıkın yürek yarası.
O bir çöl serabı gibi, ulaşılmaz ve muamma,
Her sevdası bir dert, her tebessümünde bir umut.
Leyla, ne çıkar adını duyup yanmak bilmem kaç defa,
Sevmekten vazgeçilmez, ona duyulan bu tutku.
Anlatırlar çölde bir ley ley ley diye,
Gözyaşlarıyla sulanmış, aşkınla yoğrulmuş toprakları.
Leyla’dan ayrı geçen her gün, eksik bir nefes gibi,
Hasretinle yanar, aşk ateşinde köz köz yürekleri.
Kerbela’da bir Mecnun, çöllerde bir deli,
Yalnız Leyla’yı söyler, dilden dile.
Bu aşk masalı değil, yaşanmış emsalsiz hikaye,
Leyla ile sevdanın adı, aşkın özü, bitmeyen seyrüseferi.