Gözlerden süzülen yaşlarla başlar bu gecenin hikayesi,
Bir hüzünlü şairin kaleminden dökülür kelimeler sessizce.
Her bir hece yüreğe dokunur, derinlerde bir sızı,
Sanki gökyüzü ağlar, yağmur olur, iner yeryüzüne nazlı nazlı.
Ay ışığı solgun düşer yollara, gölgesinde kaybolan anılar,
Yankılanır geçmişin kadim sesleri, hüzünlü şiirlerin yanı başında.
Bir ümit arar gözler, horizonun ötesindeki belirsizliklerde,
Bir yıldız kayar belki, götürür içimizdeki kasveti sessizce.
Bazı anlar vardır, kelimeler yetersiz kalır anlatmaya,
Sadece yürekten yüreğe bir köprü kurar o eski, yorgun cümleler.
Lambaların altında, karanlık sokaklarda yürünür adımlar ağır ağir,
Öksüz bir rüzgar eşlik eder, hikayeler fısıldar karanfillere.
Ve şiirler bazen birer mektup olur, uzaklardaki bir sevgiliye,
Her satır bir özlem, her mısra bir hasretin ta kendisi.
Yalnızlık, bir dost gibi tutunur şairin yalnız koluna,
Onunla sohbet eder, onunla paylaşır iç dünyasını sessizce.
Bir piyano başında başka bir hüzünlü eser doğar belki,
Notaların arasında kaybolur duygular, ruhlar bulur solace’ini.
Her tuş bir yara, her melodi ayrı bir dava, hüzzam bir akşamda,
Yavaş yavaş erir içimiz, şairin yüreğindeki bütün acılarıyla birlikte.
Ve böylece sürgit gider bu hüzün, altında saklı bir umudun,
Kıyılarına vurur yorgun dalgalar, bir sonraki şiiri beklercesine.
Bir sevdayla harmanlanır gecenin serinliği, şairin diliyle,
Son bir mısra ekler, cümle dünyaya; umuda, acıya ve hüznün ta kendisine.