Nankörlük soğuk bir rüzgar gibidir, insanın içine işler,
Kırık dökük kalpler, anılar arasında gizlenen sessiz çığlıklar.
Ne verirsen ver, unutulur zamanla, tükenir içindeki sevgi nehirleri,
Yok olur muhabbet bahçesi, düşer yaprak yaprak hüznün gölgeleri.
Bir zamanlar gonca güllerle dolu olan eller,
Şimdi dikenler, şişkin yaralar, dökülen umut taneleri.
Bir gülüş, bir teşekkür bekler ya insan, küçücük bir işaret,
Unutulur gidince sevginin güneşi, kalır geriye nankörün esaret.
Nankörlük, kök salmış bir ot gibi büyür yavaş yavaş,
Fark edilmez, sarmalı dışı süslü ama içi acı dolu kaosa.
Bir karşılık beklemeden vermek gerek bazen, karşılıksız sevmek,
Kendini korumak gerek nankör yellerden, dikenli tellerle çevirmek.
İnsan niyeti saf, kalbi zengin olduğunda engin derya gibi,
Neden döner ki nankör ona, kırar umutlarını, soğur sevgisi?
Belki yaşam böyle dengesiz, belki de test bu, içten içe savaş,
Öğreniriz belki sonunda, gerçek karşılığı olmayan ancak birkaş.
Şair olur, dökülür kelimeleri hüzün dolu sayfalara,
Bilir ki yüreğindeki yangını söndürecek tek şey varsa o da sevgiye sadakat.
Nankörlükle savaşır, kelimelerle, duygularla, özünü kaybetmeden,
Her zerresiyle insan kalabilmeyi diler, nankör dünyada saf sevgi arar hâlen.