Gökyüzünün şanlı üç mücevheri,
Güneş, Yıldız, Ay, en parlak ileri.
Gündüzlerin sultanı, hep ışık saçan Güneş,
Gecenin kralıcesi, nazlı Ay, pek tebessüm ederces.
Güneş, altın bir tebessümle öperken ufkun kenarını,
Dağlar, nehirler ona eğilir, sevinçten narını.
Yıldızlar, onun yokluğunda alır göğe vücut,
Gök adamını süslerler, parlayarak bülbül gibi şakırlar.
Ay, gümüş bir tepsi içinde sunar huzuru,
Gece denizinde yelken açar, dolunayda bulur yolu.
Usulca büyür, usulca erir, hevesle o,
Geceleri süsler, sevdalıların gönül sohbetine ortak olur coşkuyla o.
Yıldızlar, gökyüzünün minik ışıkları,
Kimi zaman dilek kimi zaman gizem, yıllarca anlatıları.
Uzaklarda, sessiz birer lamba gibi yanarlar,
Her biri, kendi hikayesini anlatır, fısıldaşarak uzanırlar.
Güneş, Yıldız ve Ay, bir arada dans eder,
Her biri, kendi ritminde, zamanın ötesine gider.
Bir bütünün parçaları gibi, çeşit çeşit, farklı ama bir,
Her gün doğumu ve her gecenin sırrını saklar, kainatın derinlik bir yudum içinde bilir.
Şiirleri yazılır, masallarda can bulurlar,
Her biri, kendi ahenkleriyle dünyayı aydınlatır, hayat bulurlar.
Tarih boyu insanlık, bu üç güzele hayran,
Güneş, Yıldız ve Ay, gökyüzümüzün ebedi elçileri, her zaman.
Bu büyüleyici üçlü, evrenin dansında,
Bizlere ilham verir, düşlerimizi kucaklayıp, umuda yansıda.
Her sabah, her gece, yeni bir başlangıç belirtir,
Hayatımıza ışık, umut ve rüya serper gibi sevdiklerimizle iç içe geçirtir.